Böylece çocukların eğlenmesi için tasarlanan renkli bir karakter, sinema sayesinde tehdit ve gizem sembolüne dönüşebiliyor.
Üstelik burada ilginç bir psikolojik çelişki ortaya çıkıyor:
Palyaço gülümsüyor.
Ama biz onun neden gülümsediğini bilmiyoruz.
Normalde bir gülümseme güven verici olmalı.
Fakat yüzün geri kalanındaki makyaj, gerçek ifadeyi belirsizleştirince aynı gülümseme tehditkâr görünebiliyor.
Çocuklukta Yaşanan Bir An Her Şeyi Değiştirebilir mi?
Zeynep'in yıllardır taşıdığı korkunun hikâyesi ise çok daha kişiseldi.
Çocukken bir alışveriş merkezinde palyaço gösterisi yapılmış.
Palyaço çocuklara yaklaşmış.
Zeynep'in elini tutmuş.
Kalabalık gülmüş.
Ama o ağlamaya başlamış.
Kimse ona zarar vermemiş.
Palyaço kötü bir şey yapmamış.
Yine de o an zihninde güçlü bir iz bırakmış.
Yıllar sonra palyaço gördüğünde yalnızca makyajı görmüyordu.
Çocukluğundaki o kalabalığı, yüksek sesi ve üzerine doğru gelen kişiyi de hatırlıyordu.
Bu durum, korkuların bazen yalnızca nesnenin kendisiyle açıklanamayacağını gösteriyor.
Bir kişi için palyaço sadece palyaçodur.
Başka biri içinse geçmişte yaşanan yoğun bir korkunun sembolü olabilir.
Burada önemli olan, her palyaço korkusunun mutlaka çocukluk travmasından kaynaklandığını söylememek. Korkuların oluşmasında doğrudan yaşantılar, öğrenilmiş korkular, başka insanların tepkilerini gözlemleme ve kültürel imgeler gibi farklı etkenler rol oynayabilir. Dolayısıyla tek bir açıklamayı herkes için geçerli kabul etmek doğru olmaz. Cleveland Clinic
Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar Duyguyu mu Görüyor?
Bu hikâyede özellikle dikkatimi çeken başka bir konu daha oldu.
Emre problemi hemen çözmek istiyordu.
“Palyaço görüntüsünü küçük adımlarla görürsün. Sonra çizgi film karakteri. Sonra uzaktan gerçek palyaço. Sonra daha yakından. Böylece korkunun seviyesini ölçersin.”
Zeynep ise önce başka bir şey söylüyordu:
“Peki kişi buna hazır mı?”
Bu ayrımı erkeklerin ve kadınların doğası gibi görmek kolay olurdu.
Fakat bunu yapmanın haksız bir genelleme olacağını düşünüyorum.
Erkekler arasında da son derece empatik ve ilişkisel yaklaşan insanlar var. Kadınlar arasında da analitik, stratejik ve çözüm odaklı düşünen insanlar var.
Bizim grupta bile bunun böyle olduğunu görüyordum.
Emre'nin çözüm önerileri işe yarayabilecek bir yol haritası sunuyordu.
Zeynep'in yaklaşımı ise o yol haritasının kişinin sınırlarına saygılı olmasını sağlıyordu.
Aslında iyi bir yaklaşım ikisini birleştiriyordu:
Önce insanı anlamak, sonra çözümü planlamak.
Bence bu, yalnızca palyaço korkusu için değil, insanların birbirlerinin korkularına yaklaşımı açısından da önemli bir ders.
Bir arkadaşınız bir şeyden korktuğunda ona “Bunda korkacak ne var?” demek kolay.
Daha zor olan ise:
“Sen bunu yaşarken ne hissediyorsun?”
diye sormak.
Palyaçodan Korkan İnsan Gerçekten Abartıyor mu?
Hayır demeden önce bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir şeyden hoşlanmamak ile fobi düzeyinde korku yaşamak aynı şey değil.
Bir insan palyaçolardan hoşlanmayabilir.
Bu tek başına bir ruhsal bozukluk anlamına gelmez.
Fakat korku kişinin sosyal hayatını, işini, uykusunu veya günlük aktivitelerini etkiliyorsa durum farklı değerlendirilebilir. Klinik kaynaklarda özgül fobilerde korkunun yoğun, kalıcı ve kişinin yaşamını etkileyen bir nitelik taşımasının önemli olduğu belirtiliyor. Cleveland Clinic+1
Bu nedenle bir arkadaşımızın palyaçodan korktuğunu söylediğinde gülmek yerine onu dinlemek daha anlamlı olabilir.
Çünkü dışarıdan bakıldığında saçma görünen bir korkunun içeride oldukça gerçek bir bedensel tepkiye dönüşmesi mümkün.
Kalp hızlanabilir.
Nefes değişebilir.
Terleme başlayabilir.
Kişi kaçmak isteyebilir.
Bazen sadece palyaço fotoğrafını görmek bile kaygıyı tetikleyebilir. Cleveland Clinic
Peki Bu Korku Aşılabilir mi?
Hikâyenin sonunda Emre bir plan hazırladı.
Zeynep ise planın başına tek bir cümle ekledi:
“Zorlamadan.”
Bu ayrıntı önemli.
Özgül fobilerde kullanılan yaklaşımlardan biri, kişinin korku uyandıran durumla kontrollü ve kademeli biçimde karşılaşmasını içeren maruz bırakma temelli terapilerdir. Bunun bir ruh sağlığı uzmanının rehberliğinde yürütülmesi gerekebilir. Cleveland Clinic, gerektiğinde bilişsel davranışçı terapiyle birlikte maruz bırakma yaklaşımının kullanılabileceğini belirtiyor. Cleveland Clinic
Yani mesele:
“Palyaçoya dayan ve korkun geçsin.”
değil.
Mesele korkunun nasıl çalıştığını anlamak, kişinin güvenliğini ve sınırlarını gözetmek ve gerekiyorsa profesyonel destek almaktır.
Asıl Korktuğumuz Şey Palyaço mu?
O gece eve dönerken arkadaşım Zeynep bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
“Biliyor musun?” dedi.
“Ne?”
“Ben artık palyaçodan çok, yüzünü okuyamadığım insanlardan korkuyorum galiba.”
Gülümsedim.
“Belki de palyaço bunun sadece sembolüdür.”
Bir süre ikimiz de sustuk.
Çünkü mesele gerçekten de yalnızca palyaço olmayabilirdi.
Palyaçonun yüzündeki boya bir maskeydi.
Maskenin altında kim olduğunu bilmiyorduk.
Gülümsüyor muydu?
Rol mü yapıyordu?
Şaka mı yapıyordu?
Yaklaşacak mıydı?
Uzaklaşacak mıydı?
Belirsizlik, insan zihninin sevdiği bir şey değil.
Belki de palyaço korkusunun kültürel açıdan bu kadar güçlü bir hikâyeye dönüşmesinin sebeplerinden biri budur.
Yüzyıllar boyunca soytarılar düzeni bozdu.
Sirkler olağanüstü olanı insanların karşısına çıkardı.
Sinema palyaçoyu karanlık bir karaktere dönüştürdü.
Çocukluk deneyimleri bazı insanların korkusunu güçlendirdi.
Ve bütün bunların sonunda kırmızı burunlu, beyaz yüzlü bir karakter ortaya çıktı.
Birileri için kahkaha.
Birileri için çocukluk anısı.
Birileri için sanat.
Birileri içinse gerçek bir korku.
Coulrophobia denilen palyaço korkusunu anlamak belki de tam burada başlıyor.
Çünkü korktuğumuz şeyin ne olduğunu sormadan, yalnızca korkunun kendisiyle dalga geçmek kolay.
Ama bazen doğru soru:
“Neden bundan korkuyorsun?”
değil,
“Bunu senin için korkutucu yapan ne?”
olabilir.
Belki de bir gün bir palyaço gördüğümüzde vereceğimiz tepki, onun bize ne ifade ettiğinden çok, geçmişimizde onunla neyi ilişkilendirdiğimize bağlıdır.
Şimdi merak ettiğim şu:
Sizce palyaçolar gerçekten doğaları gereği ürkütücü mü, yoksa onları korkutucu hale getiren şey toplumun, sinemanın ve kişisel deneyimlerin oluşturduğu imge mi?
Ve daha ilginci:
Bir insanın korkusunu anlamaya çalışırken önce çözüm mü sunmalıyız, yoksa önce onu dinlemeli miyiz?
Belki bu sorunun cevabı, palyaçolardan çok daha büyük bir hikâyenin kapısını açıyordur.
Kaynak notu: Coulrophobia'nın belirtileri, nedenleri ve tedavi yaklaşımları için Cleveland Clinic'in güncel sağlık bilgisinden; palyaço ve soytarıların tarihsel dönüşümü için Smithsonian Magazine'in tarih ve kültür incelemelerinden yararlanılmıştır. Coulrophobia teriminin klinik sınıflandırmadaki yeri konusunda “palyaço korkusu” ile resmî bir tanı arasındaki ayrımı korumak önemlidir. Cleveland Clinic+1
Üstelik burada ilginç bir psikolojik çelişki ortaya çıkıyor:
Palyaço gülümsüyor.
Ama biz onun neden gülümsediğini bilmiyoruz.
Normalde bir gülümseme güven verici olmalı.
Fakat yüzün geri kalanındaki makyaj, gerçek ifadeyi belirsizleştirince aynı gülümseme tehditkâr görünebiliyor.
Çocuklukta Yaşanan Bir An Her Şeyi Değiştirebilir mi?
Zeynep'in yıllardır taşıdığı korkunun hikâyesi ise çok daha kişiseldi.
Çocukken bir alışveriş merkezinde palyaço gösterisi yapılmış.
Palyaço çocuklara yaklaşmış.
Zeynep'in elini tutmuş.
Kalabalık gülmüş.
Ama o ağlamaya başlamış.
Kimse ona zarar vermemiş.
Palyaço kötü bir şey yapmamış.
Yine de o an zihninde güçlü bir iz bırakmış.
Yıllar sonra palyaço gördüğünde yalnızca makyajı görmüyordu.
Çocukluğundaki o kalabalığı, yüksek sesi ve üzerine doğru gelen kişiyi de hatırlıyordu.
Bu durum, korkuların bazen yalnızca nesnenin kendisiyle açıklanamayacağını gösteriyor.
Bir kişi için palyaço sadece palyaçodur.
Başka biri içinse geçmişte yaşanan yoğun bir korkunun sembolü olabilir.
Burada önemli olan, her palyaço korkusunun mutlaka çocukluk travmasından kaynaklandığını söylememek. Korkuların oluşmasında doğrudan yaşantılar, öğrenilmiş korkular, başka insanların tepkilerini gözlemleme ve kültürel imgeler gibi farklı etkenler rol oynayabilir. Dolayısıyla tek bir açıklamayı herkes için geçerli kabul etmek doğru olmaz. Cleveland Clinic
Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar Duyguyu mu Görüyor?
Bu hikâyede özellikle dikkatimi çeken başka bir konu daha oldu.
Emre problemi hemen çözmek istiyordu.
“Palyaço görüntüsünü küçük adımlarla görürsün. Sonra çizgi film karakteri. Sonra uzaktan gerçek palyaço. Sonra daha yakından. Böylece korkunun seviyesini ölçersin.”
Zeynep ise önce başka bir şey söylüyordu:
“Peki kişi buna hazır mı?”
Bu ayrımı erkeklerin ve kadınların doğası gibi görmek kolay olurdu.
Fakat bunu yapmanın haksız bir genelleme olacağını düşünüyorum.
Erkekler arasında da son derece empatik ve ilişkisel yaklaşan insanlar var. Kadınlar arasında da analitik, stratejik ve çözüm odaklı düşünen insanlar var.
Bizim grupta bile bunun böyle olduğunu görüyordum.
Emre'nin çözüm önerileri işe yarayabilecek bir yol haritası sunuyordu.
Zeynep'in yaklaşımı ise o yol haritasının kişinin sınırlarına saygılı olmasını sağlıyordu.
Aslında iyi bir yaklaşım ikisini birleştiriyordu:
Önce insanı anlamak, sonra çözümü planlamak.
Bence bu, yalnızca palyaço korkusu için değil, insanların birbirlerinin korkularına yaklaşımı açısından da önemli bir ders.
Bir arkadaşınız bir şeyden korktuğunda ona “Bunda korkacak ne var?” demek kolay.
Daha zor olan ise:
“Sen bunu yaşarken ne hissediyorsun?”
diye sormak.
Palyaçodan Korkan İnsan Gerçekten Abartıyor mu?
Hayır demeden önce bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir şeyden hoşlanmamak ile fobi düzeyinde korku yaşamak aynı şey değil.
Bir insan palyaçolardan hoşlanmayabilir.
Bu tek başına bir ruhsal bozukluk anlamına gelmez.
Fakat korku kişinin sosyal hayatını, işini, uykusunu veya günlük aktivitelerini etkiliyorsa durum farklı değerlendirilebilir. Klinik kaynaklarda özgül fobilerde korkunun yoğun, kalıcı ve kişinin yaşamını etkileyen bir nitelik taşımasının önemli olduğu belirtiliyor. Cleveland Clinic+1
Bu nedenle bir arkadaşımızın palyaçodan korktuğunu söylediğinde gülmek yerine onu dinlemek daha anlamlı olabilir.
Çünkü dışarıdan bakıldığında saçma görünen bir korkunun içeride oldukça gerçek bir bedensel tepkiye dönüşmesi mümkün.
Kalp hızlanabilir.
Nefes değişebilir.
Terleme başlayabilir.
Kişi kaçmak isteyebilir.
Bazen sadece palyaço fotoğrafını görmek bile kaygıyı tetikleyebilir. Cleveland Clinic
Peki Bu Korku Aşılabilir mi?
Hikâyenin sonunda Emre bir plan hazırladı.
Zeynep ise planın başına tek bir cümle ekledi:
“Zorlamadan.”
Bu ayrıntı önemli.
Özgül fobilerde kullanılan yaklaşımlardan biri, kişinin korku uyandıran durumla kontrollü ve kademeli biçimde karşılaşmasını içeren maruz bırakma temelli terapilerdir. Bunun bir ruh sağlığı uzmanının rehberliğinde yürütülmesi gerekebilir. Cleveland Clinic, gerektiğinde bilişsel davranışçı terapiyle birlikte maruz bırakma yaklaşımının kullanılabileceğini belirtiyor. Cleveland Clinic
Yani mesele:
“Palyaçoya dayan ve korkun geçsin.”
değil.
Mesele korkunun nasıl çalıştığını anlamak, kişinin güvenliğini ve sınırlarını gözetmek ve gerekiyorsa profesyonel destek almaktır.
Asıl Korktuğumuz Şey Palyaço mu?
O gece eve dönerken arkadaşım Zeynep bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
“Biliyor musun?” dedi.
“Ne?”
“Ben artık palyaçodan çok, yüzünü okuyamadığım insanlardan korkuyorum galiba.”
Gülümsedim.
“Belki de palyaço bunun sadece sembolüdür.”
Bir süre ikimiz de sustuk.
Çünkü mesele gerçekten de yalnızca palyaço olmayabilirdi.
Palyaçonun yüzündeki boya bir maskeydi.
Maskenin altında kim olduğunu bilmiyorduk.
Gülümsüyor muydu?
Rol mü yapıyordu?
Şaka mı yapıyordu?
Yaklaşacak mıydı?
Uzaklaşacak mıydı?
Belirsizlik, insan zihninin sevdiği bir şey değil.
Belki de palyaço korkusunun kültürel açıdan bu kadar güçlü bir hikâyeye dönüşmesinin sebeplerinden biri budur.
Yüzyıllar boyunca soytarılar düzeni bozdu.
Sirkler olağanüstü olanı insanların karşısına çıkardı.
Sinema palyaçoyu karanlık bir karaktere dönüştürdü.
Çocukluk deneyimleri bazı insanların korkusunu güçlendirdi.
Ve bütün bunların sonunda kırmızı burunlu, beyaz yüzlü bir karakter ortaya çıktı.
Birileri için kahkaha.
Birileri için çocukluk anısı.
Birileri için sanat.
Birileri içinse gerçek bir korku.
Coulrophobia denilen palyaço korkusunu anlamak belki de tam burada başlıyor.
Çünkü korktuğumuz şeyin ne olduğunu sormadan, yalnızca korkunun kendisiyle dalga geçmek kolay.
Ama bazen doğru soru:
“Neden bundan korkuyorsun?”
değil,
“Bunu senin için korkutucu yapan ne?”
olabilir.
Belki de bir gün bir palyaço gördüğümüzde vereceğimiz tepki, onun bize ne ifade ettiğinden çok, geçmişimizde onunla neyi ilişkilendirdiğimize bağlıdır.
Şimdi merak ettiğim şu:
Sizce palyaçolar gerçekten doğaları gereği ürkütücü mü, yoksa onları korkutucu hale getiren şey toplumun, sinemanın ve kişisel deneyimlerin oluşturduğu imge mi?
Ve daha ilginci:
Bir insanın korkusunu anlamaya çalışırken önce çözüm mü sunmalıyız, yoksa önce onu dinlemeli miyiz?
Belki bu sorunun cevabı, palyaçolardan çok daha büyük bir hikâyenin kapısını açıyordur.
Kaynak notu: Coulrophobia'nın belirtileri, nedenleri ve tedavi yaklaşımları için Cleveland Clinic'in güncel sağlık bilgisinden; palyaço ve soytarıların tarihsel dönüşümü için Smithsonian Magazine'in tarih ve kültür incelemelerinden yararlanılmıştır. Coulrophobia teriminin klinik sınıflandırmadaki yeri konusunda “palyaço korkusu” ile resmî bir tanı arasındaki ayrımı korumak önemlidir. Cleveland Clinic+1