Duru
Yeni Üye
Eş Sesli ve Sesteş Kelimeler Nelerdir? Bir Köyün Hafızasında Saklı Kelime Oyunu Forumda Bir Hikâye Paylaşmak İstedim: Bazen Bir Kelime, Bütün Bir Kasabayı Değiştirir Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlerle çocukluğumuzu, Türkçenin zenginliğini ve bazen tek bir kelimenin insanları nasıl bir araya getirebildiğini düşündüren bir hikâye paylaşmak istiyorum. Hepimiz günlük hayatta aynı şekilde yazılan ama farklı anlamlara gelen kelimelerle karşılaşmışızdır. Peki, hiç bir kelimenin yanlış anlaşılması yüzünden koca bir kasabada işlerin karışabileceğini düşündünüz mü? Üstelik bu karışıklığın sonunda insanların birbirlerini daha iyi anlamayı öğrenebileceğini? Anlatacağım hikâyenin merkezinde, eski bir Anadolu kasabası, yıllardır kapalı duran bir okul kütüphanesi ve Türkçenin küçük ama etkileyici bir özelliği var: eş sesli, diğer adıyla sesteş kelimeler. Bu hikâyede Mehmet'in çözüm arayan zihnine, Elif'in insanları dinleyen yaklaşımına, yaşlı bir öğretmenin geçmişten gelen bilgeliğine ve çocukların bitmek bilmeyen merakına tanık olacağız. Ancak baştan söyleyeyim: Burada kimse yalnızca kendi karakterinin gereğini yapmayacak. Bazen en mantıklı çözüm bir başkasını anlamaktan, bazen de en duygusal yaklaşım somut bir plan hazırlamaktan geçecek. Hadi gelin, küçük bir kelimenin nasıl büyük bir hikâyeye dönüştüğüne birlikte bakalım. 1. Bölüm: Kasabaya Gelen Gizemli Mektup Anadolu'nun dağlarla çevrili, dar sokaklarında hâlâ eski taş evlerin bulunduğu Güneydere adlı bir kasaba vardı. Kasabanın en eski yapılarından biri, yıllardır kullanılmayan ilkokuldu. Binanın pencereleri toz içindeydi, bahçesindeki dut ağacı ise her bahar yeniden yeşeriyordu. Bir gün belediye başkanlığına eski okulun kütüphanesinin yeniden açılmasıyla ilgili bir mektup geldi. Mektup, yıllar önce kasabada öğretmenlik yapmış olan emekli öğretmen Nihat Bey tarafından gönderilmişti. Mektupta şu cümle yazıyordu: "Eski okulun bahçesinde gül, kütüphanenin kapısında yaz, kasabanın meydanında ise yüz sizi bekliyor." Belediye çalışanları mektubu okuduğunda birbirlerine baktılar. "Gül mü? Bahçeye gül fidanları mı dikilecek?" diye sordu biri. "Yaz diyorsa, yaz mevsiminde açılış yapmamızı istiyor olabilir," dedi bir başkası. "Yüz kişi mi gelecek? Öyleyse büyük bir organizasyon hazırlamalıyız!" diye ekledi üçüncü çalışan. Herkes kendi yorumunda haklı olduğuna inanıyordu. Fakat mektuptaki kelimelerin asıl anlamı henüz kimsenin aklına gelmemişti. Belediyede çalışan Mehmet, planlama ve problem çözme konusunda oldukça başarılıydı. Önüne bir sorun geldiğinde önce verileri toplar, sonra olasılıkları değerlendirir ve uygulanabilir bir yol haritası hazırlardı. Mektubu masaya yatırdı, üç kelimenin altını çizdi. "Burada bir düzen var," dedi. "Üç ayrı görev gibi görünüyor. Bahçeyi düzenleyeceğiz, açılış tarihini belirleyeceğiz, bir de yüz kişilik davetli listesi hazırlayacağız." Yanında çalışan Elif ise mektubun başka bir yönüne dikkat çekti. "Belki de Nihat Öğretmen bize yalnızca yapılacak işleri anlatmıyor. Onun için bu okulun bir hatırası var. Önce kendisini dinlesek, ne demek istediğini daha iyi anlayabiliriz." Mehmet hemen harekete geçmek istiyordu. Elif ise insanların anlatacaklarını duymadan karar vermenin eksik kalabileceğini düşünüyordu. İkisi de aynı sorunu farklı açılardan ele alıyordu. Mehmet, belirsizliği ortadan kaldırmak için sistemli bir çözüm arıyor; Elif, belirsizliğin ardındaki insanları ve anıları anlamaya çalışıyordu. Sonunda birlikte Nihat Öğretmen'in evine gitmeye karar verdiler. Peki, siz olsaydınız ne yapardınız? Önce yapılacak işleri planlar mıydınız, yoksa mektubu yazan kişiden ayrıntılı bilgi mi isterdiniz? 2. Bölüm: Gül, Yaz ve Yüz Kelimelerinin Sırrı Nihat Öğretmen, onları eski kitaplarla dolu küçük bir odada karşıladı. Masasının üzerinde sararmış fotoğraflar, öğrencilerinden kalan mektuplar ve yıllar önce tuttuğu ders defterleri vardı. Mehmet mektubu uzattı. "Öğretmenim, mesajınızı aldık ama tam olarak ne yapmamız gerektiğini anlayamadık." Nihat Öğretmen gözlüklerini düzeltti ve gülümsedi. "Anlayamamanız çok doğal. Çünkü size bir liste vermedim, bir kelime oyunu hazırladım." Elif merakla öne eğildi. "Yani mektuptaki kelimeler birden fazla anlam mı taşıyor?" "Aynen öyle," dedi öğretmen. "Türkçede aynı şekilde yazılan ve aynı şekilde söylenen, fakat birbirinden farklı anlamlara gelen kelimelere eş sesli veya sesteş kelimeler denir." Ardından mektuptaki ilk kelimeyi açıkladı. "Gül, hem güzel kokulu bir çiçeğin adıdır hem de gülmek fiilinin emir biçimidir. 'Bahçedeki gül açtı' dediğimde bir çiçekten söz ederim. 'Biraz gül' dediğimde ise birinden gülümsemesini isterim." Mehmet başını salladı. "Demek ki bahçeye gül dikmek de mümkün, insanlara gülümsemelerini söylemek de." "Doğru," diye karşılık verdi Nihat Öğretmen. "Ama cümlede hangi anlamın kastedildiğini belirlemek için bağlama bakmak gerekir." Sıra ikinci kelimeye geldi. "Yaz," dedi öğretmen. "Bu kelime, yılın sıcak mevsimlerinden birini ifade edebilir. Aynı zamanda yazı yazmak fiilinin emir biçimidir. 'Yaz geldi' dediğimde mevsimden söz ederim. 'Düşüncelerini deftere yaz' dediğimde ise bir eylemden." Son kelime ise Mehmet'i şaşırttı. "Yüz," dedi Nihat Öğretmen. "Bir insanın yüzü vardır. Ayrıca yüz, yüz sayısını ifade eder. Bir de yüzmek fiilinin emir biçimi olabilir." Elif hemen örnek verdi: "Denizde yüz, deftere yüz yaz, sonra arkadaşına gül!" Hep birlikte güldüler. Mehmet, mektubu yeniden okudu. Artık cümleler daha anlamlı görünüyordu. Fakat öğretmen, hikâyenin yalnızca bir kelime bulmacasından ibaret olmadığını söyleyerek onları eski okulun kütüphanesine davet etti. "Benim asıl istediğim, kasabadaki insanların bu kelimeler üzerinden bir araya gelmesi. Çünkü dil, yalnızca kurallardan oluşmaz. Dil, insanları birbirine bağlayan bir hafızadır." Bu sözler Elif'in aklında kaldı. Mehmet ise açılış etkinliği için bir plan hazırlamaya başladı. 3. Bölüm: Eş Sesli Kelimeler Neden Önemlidir? Ertesi gün eski okulun bahçesinde küçük bir toplantı düzenlendi. Kasabanın çocukları, öğretmenler, esnaf ve emekliler bir araya geldi. Mehmet tahtaya büyük harflerle üç kelime yazdı: GÜL, YAZ, YÜZ. "Bugün bu kelimelerin farklı anlamlarını bulacağız," dedi. "Sonra da kütüphanenin açılışı için bir etkinlik hazırlayacağız." Bir öğrenci elini kaldırdı. "Öğretmenim, eş sesli kelimeler neden var? İnsanların kafasını karıştırmak için mi?" Nihat Öğretmen gülerek cevap verdi: "Hayır. Dil, yüzyıllar boyunca insanların ihtiyaçları, kültürleri ve iletişim biçimleriyle gelişir. Kelimelerin anlamları zamanla değişebilir, yeni anlamlar kazanabilir. Bazı kelimeler de ses ve yazılış bakımından birbirine benzediği hâlde farklı anlamları karşılayabilir." Türkçedeki sesteşlik örneklerini incelerken önemli bir ayrımı da açıkladı: Her farklı anlam taşıyan kelime çifti mutlaka gerçek eş sesli sayılmaz. Örneğin bir kelimenin temel anlamıyla mecaz anlamı arasındaki ilişki, çok anlamlılık kapsamında değerlendirilebilir. Eş seslilikte ise anlamlar arasında doğrudan bir anlam bağı bulunmaması belirleyicidir. Bu ayrımı yapmak bazen kelimenin kökenine ve dilbilgisel özelliklerine bakmayı gerektirir. Mehmet tahtaya yeni örnekler yazdı: - At: "At koşuyor." cümlesinde bir hayvanı anlatabilir. "Topu bana at." cümlesinde ise bir eylemi belirtir. - Çay: "Bir bardak çay içtim." cümlesinde içecektir. "Çayın kenarında yürüdük." cümlesinde ise akarsu anlamında kullanılır. - Bağ: "Üzüm bağında çalışıyor." cümlesinde üzüm yetiştirilen alanı anlatabilir. "İki arkadaş arasında güçlü bir bağ var." cümlesinde ise ilişki anlamına gelir. Ancak bu örnekte anlamların tarihsel ilişkisi ve kullanım biçimi dikkate alınarak eş seslilik ile çok anlamlılık ayrımı ayrıca değerlendirilmelidir.