Ek 5 aylık prim ne kadar ?

Duru

Yeni Üye
Ek 5 Aylık Prim Ne Kadar? Rakamın Ötesinde Sosyal Güvenlik ve Eşitsizlik Üzerine Bir Forum Tartışması

“Ek 5 aylık prim ne kadar?” sorusu ilk bakışta yalnızca bir hesaplama sorusu gibi görünüyor. Oysa bu sorunun arkasında oldukça farklı hayat hikâyeleri var. Bir kişi emeklilik gününü tamamlamak için birkaç aylık prim ararken, başka biri kayıt dışı çalıştığı için sosyal güvenlik sistemine düzenli biçimde dahil olamıyor olabilir. Bir başkası ise bakım sorumlulukları nedeniyle iş hayatından kopmuş, yeniden çalışmaya başladığında prim günlerinin eksik olduğunu fark etmiş olabilir.

Bu nedenle “5 aylık prim” meselesini yalnızca “aylık tutar × 5” şeklinde değerlendirmek bana eksik geliyor. Prim miktarı; kişinin sigortalılık statüsüne, prime esas kazancına, çalışma biçimine, teşviklerden yararlanıp yararlanmadığına ve bazı durumlarda sosyal güvenlik sistemine nasıl dahil olduğuna göre değişebiliyor.

2026 yılı için Türkiye’de brüt asgari ücret 33.030 TL, net asgari ücret ise 28.075,50 TL olarak uygulanıyor. Çalışan açısından asgari ücret üzerinden aylık SGK primi %14, işsizlik sigortası primi ise %1. Buna göre çalışan ücretinden SGK ve işsizlik sigortası kapsamında toplam 4.954,50 TL kesinti hesaplanıyor. Beş ay üzerinden düşünüldüğünde bu tutar 24.772,50 TL’ye denk geliyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bu rakam, çalışanın ücretinden yapılan SGK ve işsizlik sigortası kesintilerinin toplamıdır; “5 aylık sigorta primi” denildiğinde herkes için aynı rakam geçerli değildir.

5 Aylık Prim Hesabı Neden Herkes İçin Aynı Değil?

Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminde 4/a kapsamında bir işverene bağlı çalışanlarla 4/b kapsamında kendi adına ve hesabına çalışan kişilerin prim yapıları aynı değildir. Bu ayrım, internette sık karşılaşılan “5 aylık prim şu kadar” şeklindeki kesin ifadelerin neden yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.

Örneğin 2026 yılında asgari ücret üzerinden çalışan bir kişinin ücretinden aylık 4.624,20 TL SGK primi ve 330,30 TL işsizlik sigortası primi hesaplanıyor. Beş aylık dönemde bunların toplamı 24.772,50 TL oluyor. Fakat kişinin sorduğu şey yalnızca emeklilik primi ise, işsizlik sigortası primini bu hesaba dahil etmek doğru olmayabilir. Sadece çalışanın SGK payı üzerinden bakıldığında beş aylık tutar 23.121 TL'dir.

Üstelik işverenin ödediği primler de ayrı bir kalemdir. SGK'nın 2026 yılı prim oranlarına göre standart 4/a kapsamında çalışanlarda işveren ve çalışan paylarının oranları sigorta koluna göre değişmektedir. SGK, malullük-yaşlılık-ölüm sigortasında işveren payını %12, çalışan payını %9; genel sağlık sigortasında işveren payını %7,5, çalışan payını %5; kısa vadeli sigorta kollarında işveren payını %2,25 ve işsizlik sigortasında işveren payını %2, çalışan payını %1 olarak açıklıyor.

Dolayısıyla “5 aylık prim” sorusuna cevap vermeden önce aslında şu sorunun sorulması gerekiyor: Hangi sigortalılık türünden ve hangi kazanç üzerinden bahsediyoruz?

Bağ-Kur ve GSS Hesabı Farklı Bir Tablo Ortaya Çıkarıyor

Kendi adına çalışan veya Bağ-Kur kapsamında sigortalı olan kişiler açısından tablo daha da farklı. SGK'nın 2026 yılı verilerine göre 4/b kapsamındaki kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar için en düşük aylık prim 11.808,23 TL. Beş ay üzerinden bu tutar yaklaşık 59.041,15 TL yapıyor. Ancak 5 puanlık indirimden yararlananlar için açıklanan teşvikli aylık tutar 10.156,73 TL ve beş aylık karşılığı yaklaşık 50.783,65 TL.

Genel sağlık sigortasında ise farklı bir hesap söz konusu. SGK, 2026 yılında belirli gelir seviyesinin üzerindeki kişiler için aylık GSS primini 1.981,80 TL olarak açıklıyor. Beş ay için bu tutar 9.909 TL'ye denk geliyor.

Burada gördüğümüz şey aslında sosyal güvenlik sisteminin temel özelliklerinden biri: Aynı “5 ay” ifadesi, farklı sosyal ve ekonomik konumlardaki insanlar için tamamen farklı maliyetler doğurabiliyor.

Sosyal Sınıf Prim Ödeme Gücünü Nasıl Etkiliyor?

Prim hesabının yalnızca teknik bir mesele olmadığını düşündüren en önemli noktalardan biri sınıfsal farklılıklar.

Düzenli maaşı olan, işvereni tarafından sigortası zamanında bildirilen ve primleri düzenli ödenen bir çalışan açısından beş aylık prim meselesi bordro üzerinde görünen bir kalem olabilir. Fakat düzensiz çalışan, mevsimlik iş yapan, dönemsel işlerde bulunan veya kayıt dışı istihdam edilen bir kişi açısından aynı beş ay ciddi bir ekonomik yük haline gelebilir.

Burada “çalışıyor olmak” ile “sosyal güvenlik sisteminin içinde düzenli olarak yer almak” arasında önemli bir fark bulunuyor. Kayıt dışı çalışmanın olduğu sektörlerde kişi fiilen emek harcasa bile emeklilik günleri ve sosyal güvenlik hakları bakımından aynı şekilde korunmayabiliyor.

Bu durum sınıfsal eşitsizlik açısından düşündürücü. Geliri yüksek bir kişinin beş aylık prim borcunu kapatması ile düşük gelirli bir kişinin aynı borcu kapatması matematiksel olarak aynı miktar üzerinden değerlendirilse bile ekonomik anlamı aynı değil.

10 bin liralık bir ödeme, yüksek gelirli biri için bütçede yönetilebilir bir gider olabilirken düşük gelirli bir hane için kira, gıda veya çocukların eğitim giderleriyle yarışabilir.

Dolayısıyla sosyal güvenlikte “herkese aynı miktar” yaklaşımı her zaman “herkese eşit sonuç” anlamına gelmiyor.

Kadınların Deneyimleri Neden Ayrı Bir Başlıkta Konuşulmalı?

Kadınların sosyal güvenlik sistemindeki deneyimlerini tek bir kalıba sokmak doğru olmaz. Eğitim düzeyi, gelir, medeni durum, yaş, sektör ve aile yapısı gibi faktörler kadınların deneyimlerini ciddi biçimde farklılaştırıyor.

Bununla birlikte bakım emeği önemli bir ortak başlık. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı veya ev içindeki ücretsiz emek nedeniyle iş hayatına ara veren bir kadın açısından prim günlerinin eksilmesi yalnızca “çalışmadığı aylar” şeklinde görülemez. Bunun arkasında toplumsal olarak kadınlara daha fazla yüklenen bakım sorumlulukları bulunabilir.

Bu noktada empati, meseleyi yalnızca “kadınlar neden çalışmadı?” diye sormaktan çıkarıp “bakım sorumlulukları neden belirli grupların kariyerini ve sosyal güvenlik birikimini daha fazla etkiliyor?” sorusuna taşımayı gerektiriyor.

Örneğin tam zamanlı çalışan bir kadın ile çocuk bakımını üstlenmek için dönemsel olarak işten ayrılan bir kadının emeklilik planlaması aynı olmayabilir. Benzer şekilde ev hizmetlerinde çalışan, gündelik işlerde bulunan veya kısa süreli sözleşmelerle çalışan kadınların sosyal güvenlik deneyimleri de kurumsal bir işyerinde çalışan kadınlardan farklılaşabilir.

Bu konuda yapılacak değerlendirmelerde bütün kadınları mağdur, bütün erkekleri avantajlı göstermek de doğru değildir. Sosyal sınıf, eğitim, engellilik, bölgesel iş imkânları ve aile desteği gibi faktörler cinsiyet kadar belirleyici olabilir.
 
Üst